21 Temmuz 2013 Pazar

Gerçek isteği oluşturan altı öge


GERÇEK İSTEĞİ OLUŞTURAN ALTI ÖGE

1.   İSTEK YENİLİK GETİRMELİ, İVEDİLİK TAŞIMALI

2.     İSTEĞE KARŞI OLAN TÜM İDDALARIN BİLİNÇLİ OLARAK ELENMESİ GEREKTİĞİ BİLİNMELİDİR.

3.     İSTEĞİ RAHATLIK ADINA DEĞİL, İSTEK OLDUĞU İÇİN BENİMSEMELİYİZ.

4.     KENDİNİZİ İSTEĞE TESLİM EDİN. İSTEĞİN GERÇEKLEŞMESİ İÇİN ELİNİZDEN GELENİN EN İYİSİNİ YAPIN. HER GERÇEK İSTEK % YÜZ İSTENENDİR.

5.     AKILCILIĞA VE MÜKEMMEL BİR PLANLAMAYA FAZLA  GÜVEN DUYULMAMALI VE YÜKLENİLMEMELİDİR. AKIL TEK BAŞINA İSTEK ÜRETEMEZ. ŞARTLAR HER ZAMAN DEĞİŞEBİLİR.

6.     TÜM İSTEKLER İÇLERİNDE BİR GARİPLİK, TUHAFLIK ÖĞESİ BARINDIRIR. BU DA İSTEĞİ ÇEKİCİ YAPAR.                                                HER İSTEK YENİ BİR SERÜVENDİR.


OLUMLU DÜŞÜNMENİN YOLU:

1.       SAHİP OLDUĞUNA ŞÜKRETMEK,


2.       NEYİ HAYAL EDERSEN ÇALIŞARAK ONU ELDE EDEBİLİRSİN


3.       KAYITSIZ ŞARTSIZ İYİ NİYETLE BİR İSTEKTE BULUNURSANIZ, YAŞAMINIZDA O İSTEK GERÇEKLEŞİR.


4.       EVRENİN SEVGİ VE OLUMLU OLMAYA DAYALI BİR KANUNU VAR.


5.       OLUMLU VE İYİ NİYETLİ İSTEKLER GERÇEKLEŞİYOR.

 

UNUTMAYIN;

1.       HAYATTA BAŞINIZA GELEN HER OLAY, KENDİNİZİ İFADE ETME FIRSATINI VERİR.


2.       DÜŞÜNCE, DUYGU VE EYLEM: İLİM, İNANAÇ VE UYGULAMADIR.


3.       DÜŞÜNCELER GERÇEKLERİ DOĞURUR.


4.       KENDİNİZİ FIRSATLARA HAZIRLAYIN. HER AN ŞANS KAPINIZI ÇALABİLİR


5.       HAYATINIZDA KÜÇÜK MUCİZELER TATMAYA DAİMA HAZIR OLUN.


6.       HİÇBİR ZAMAN BAŞARISIZLIĞI KABUL ETMEYİN VE KONUŞMAYIN.


7.       DÜŞÜNEREK, İNANARAK İSTEDİĞİN ŞEY ÖNÜNE GELİR. YARATICININ       KAYNAĞI  SONSUZDUR. O İSTEYENE RIZKINI VERİR.  İSTEDİĞİNE RIZKINI BOL VERİR.


8.       SÖZE ÖNEM VERİN, VERDİĞİNİZ SÖZÜ YERİNE GETİRİN Kİ, İNSANLIK MEZİYETLERİNİZ GÜÇ KAZANSIN


9.       SÖZE ÖNEM VERMEYEN VE VERDİĞİ SÖSDE DURMAYAN İNSANIN, İNSAN LIK MEZİYETLERİNDEN EN BÜYÜĞÜ KAYBOLMUŞ DEMEKTİR.


10.  KİŞİYE OLAN GÜVEN KAYBOLMUŞ SA KİŞİNİN BÜTÜN ÇABALARI  BOŞA GİDER. BU GÜVENİ TEKRAR SAĞLAMAK PEK MÜMKÜN OLMAZ. KİŞİ BOŞA ÇABALAR DURUR.

11. BU DÜNYA MİSAFİRLERİNİ YEM İLE KENDİNE ÇEKER.

KUŞ, DANE'YE,

KOYUN, OT'A,

KÖPEK, ET'E 

İNSAN, EŞYAYA KANAR

EŞYA  SEVGİSİ; ŞÜKÜR VE KANAATLE YER DEĞİŞTİRİRSE, İNSAN HUZUR A KAVUŞUR

 EŞYA SEVGİSİ: HIRS VE VEFASIZLIKLA BESLENİRSE BUNALIMA SEBEP OLUR.


12. İNSANI ÇOK ÇALIŞMAK YORMAZ VEFASIZLIK VE TAKDİRSİZLİK YORAR.


13. KÖTÜLÜK EĞİLİMİNİN EN GÜÇLÜ DÜŞMANI; "TÖVBE." İYİLİK EĞİLİMİNİN EN GÜÇLÜ DESTEKLEYİCİSİ "DUA" DIR


14. ÜSTÜNLÜK, İNSANLIK LA, AHLAK LA VE ERDEM LEDİR.

ET LE, KEMİKLE, BURUNLA, KİRPİKLE DEĞİL


15. kusurlarınızı fark ettiğiniz an, arınmaya başladığınız an dır.


16. AHİRETİ UNUTUP,  DÜNYAYI DÜŞÜNENLER  (Sadece Dünya İçin Çalışanlar) GERÇEK MUTLULUĞA ULAŞMASI İMKÂNSIZDIR.


17. EVRENİN SAHİBİ VE HÂKİMİ; HERKESE FARKLI BİR BAŞARI ZAMANLAMASI, YÜKSELİŞİ VE DÖNÜŞ TAKVİMİ TAKDİR ETMİŞTİR. VE GENLERİNE İŞLEMİŞTİR.

20 Temmuz 2013 Cumartesi

İNSANLARDA GÖREV BİLİNCİ


İNSANLARDA GÖREV BİLİNCİ

Bütün Mevcudatın; bu dünyada ve bütün Evrende bir görev ile görevlendirildiği bilinmelidir. Bu görev: Ana Rahmine düştüğü andan itibaren başlar. Ve ilânihaye öğrenme, bilgilenme ve bilinçlenme devem eder.

Bir dönemlik ömür süresi içinde insanın evrimini (gelişmişliğini ve Arınmışlığını) tamamlaması için insanlığın daha hızlı bir Mükemmellik kazanması için sürekli bir Görev Bilinci ile Bilgisini arttırması gerekir.

İnsanoğlu bu dünyaya gelişinin amacını idrak edip, bu dünyaya gelirken, genlerine işlenmiş bilgilerin şifrelerini çözüp o bilgileri meydana çıkarmak ve o bilgileri insanlar lehine olacak şekilde kullanmak için; bilgisini üretime dönüştürüp, bu dünyadan göçerken, geride kalanlar tarafından kendisinin sürekli hatırlanacağı ve insanların faydalanacağı bir eser bırakması gerektiğini bilmelidir. Bunun bir görev olduğu unutulmamalıdır.

Kişinin; Görev Bilinci- Sabri - Sevgisi- Özverisi onun Boyut yükselmesine yardımcı olur “Kuran’da, İnanıp, İyi, Güzel, Faydalı ve Kalıcı işler yapanların Rableri katında Cennetler vaat edilmiştir”. Ayetlerin sayısı 152. dir.

Bütün Mevcudatın; bu dünyada ve bütün Evrende bir görevle görevlendirildiği bilinmelidir. Bu görev: Ana Rahmine düştüğü andan itibaren başlar, öğrenmek bilgilenmek, Tekâmül etmek, genlerinde kayıtlı bilgilerin Şifrelerini çözmek, bu Bilgilerle insanların faydasına olacak işler yapmak şeklinde devam eder.

Kişi bu görevlerini yaparken karşılaştığı engeller, kişinin geliştirilmesi için olduğu ve kişinin aşacağı engellerin kazandırdığı deneyim, insanlığın ilerlemesi için gerekli olduğu idrak edilmelidir.

Bu görev yapılırken ve engeller aşılırken İnsanoğlu eğitime de alınmıştır. Yanı İnsanoğlu bu dünyaya indirilirken hem bilgi ile donatılıyor, hem o bilgilerden faydalanması ve yeni bilgiler edinmesi için Dinsel ve Ruhsal yönden eğitime tabi tutuluyor. Bu Eğiticiler Elçiler ve İrşat Kitapları da, Vahiy ile indirilen

Kutsal Kitaplardır. Ve Yüce Rabbin yarattıklarından, yeterli bilgiye sahip olmayanlardan gizlediği bilgilerdir, Ayetlerdir.

Dünyaya indirilen Kutsal Kitaplarda İnsani değerlerin resmedildiği her şey açık ve aşikâr olarak bildirilmiştir. Çünkü Rabbin insanlardan istediği İnsani değerler çerçevesinde, Tekâmül etmek ve bu dünyada insanlar için yaptıklarından kazandıkları ile Rabbine dönüşünü kolaylaştırmaktır.

Yüce Rabbim, yarattıklarında gizlediği bilgileri araştırıp bulması için, İnsana Akıl, Mantık, Şuur ve Vicdan vermiştir. Ancak insanlar bunları kendileri okuyup öğreneceklerine, başkalarının anlattıkları ile iktifa ettiklerinden, daha doğrusu tembellik ettiklerinden, bu bilgileri kendi menfaati için kullanan, egoistlerin, nefsini tanrı edinenlerin etkisinde kalarak hem kendinin hem de insanlığın geleceğini tehlikeye atmıştır. Yanı insanoğlu kendisi kendi sonunu hazırlamaktadır.

Bunun için diyoruz ki;

Değerli dostlar, Aklın, Mantığın, Şuurun ve Vicdanın geçerli olmadığı her olayda sonuç hüsrandır. Çünkü Yüce Rabbim Aklını kullanmayanların üzerine pislik koyarım (Azapta korum) diyor. O Halde;

1. Her söylenene inanmayın ve kaynağından araştırarak gerçeği öğrenin.

2..Önyargılı olmayın, doğruyu söyleyene, işinize gelmedi diye küfürle karşılık vermeyin.

3. Dini gerçek din kitabından (Kuran’dan veya mealinden okuyun)

Ayrılıklar sonradan dine sokulmuştur. (Allah Katında Din İslâm dır)

4. Din tektir ve dindeki ayrılıkları Egosuna yenik düşen, Din den Menfaat uman din adamları ve bundan faydalanmak isteyen; kişiler ve siyasilerdir.

5. Hakka yakın olmanın, dürüst olmanın yolu; Bilgilenmekten, Tekâmülden Arınmaktan, çevreye Sevgi yaymaktan, Yaratana ve yaratılana saygılı olmaktan geçer, Rabbin OKU Emrini daima hatırda tutmak ve ona göre davranmak bir görevdir.

Bilgi insanı bilinçlendirir. Bilinçlenen insan da Hakikati daha şümullü kavrayabilir. Hakikati kavrayan insan uyanmış insandır.

Önemli olan bu dünyadan göçüp gitmeden önce uyanmak ve görevini lâiki ile yapmaktır. “Hz. Ali: İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar. Ancak bu uyanma onlara artık fayda sağlamaz” diyor.

Dünyevi görüşlerde, evrimlerinden (yaşam sürecinde bilgi edinmek için kullandığı gelişim ve tekâmül yolları ve araçlar), kaynaklanan farklılıklar vardır ve olmaya devam edecektir. İnsanı insanlardan ayıran görüşler devrededir. Bu bir imtihandır.

 

Şunu da unutmamak lazımdır ki,

Dünyada hayaline daldığınız şeyleri arkanızda bırakıp gideceksiniz.

Bu hayalinizden insanların faydasına bir şeyler bırakmışsanız ne ala, yok sadece kendinizi düşünerek zaman harcamışsanız, yüce divanda kendiniz kendi nefsinizin size yaptığından yargılayacaksınız.

İSRA SURESİ AYET 13,14- “Her insanın TAİR’ini boynuna bağladık. Kıyam günü onun için açılmış olarak bulacağı bir kitap çıkarırız. Kitabını oku bu gün nefsin sana hesapçı olarak yeter” deriz.

Bu ayet bize her konuştuğumuzun kayda alındığı çok net bir şekilde anlatmaktadır. Bu sebeple insanoğlu ağzından çıkan sözlere dikkat etmek ve daima güzel söz söylemek gayreti içinde olmalıdır.

Buradaki TAİR kelimesini kuş olarak çevrildiğini görüyoruz. Hâlbuki günümüz teknolojik boyutunda, Rabbimizin boğazımıza yerleştirdiği Söz ve düşünce algılama ve yayma biyolojik hafıza devresidir. (Biyolojik komütürdür)

Sevgi dolu, özü doğru, sözü doğru canlar, Hakka giden yola vasıl olmanız dileği ile Kurban Bayramınızı en içten dileklerimle kutlar Sağlık Mutluluk ve Başarılar diliyorum.

ALLAH'A emanet olun

Sevgiyle kalın

Yusuf YAMAN

 

 

BAŞKALARININ KAZANMASINA YARDIM EDERSENİZ, SİZDE KAZANIRSINIZ.


BAŞKALARININ KAZANMASINA YARDIM EDERSENİZ, SİZDE KAZANIRSINIZ.


"Yardım edene yardım edilir" yasası yürürlüktedir.


Sorunu olan, zorluk çeken, genç insanlara tavsiyelerde bulunmak. Gençlere sorumluluk vererek onu cesaretlendirmek gerekir.

İnsanlara yardım etmek için zengin, ünlü ya da yetenekli olmak zorunda değiliz. Sadece insanları önemsemek ve onlara yardım etmek için elimizden geleni yapmak yeterlidir.

Bir insanın bir şeyler kazanmasına yardımcı olmak, aynı zamanda o insanla dostluk kurmaya da neden olur. Bir insanın bir şeyler kazanmasına yardımcı olmak, dünyanın en büyük mutluluğudur. Çünkü yüce Allah "yardımlarda yarışın" diyor.

İnsanların kazanmasına yardımcı olmak istiyorsanız:

1.                İnsanlara inanın: İnsanlar kendisine inanmayanı bilirler. Yapmacık davranışları, samimi olmayan sırt okşamaları hemen anlarlar.

2.                İnsanlara umut verin. Umut en zor zamanlarda insanlara enerji ve güç kuvvet verir.

Umut en güçlü enerji veren sözcüklerden biridir. Umut; en zor zamanlarda bize devam etme gücü verir. Bize geleceğe doğru bakarken umudun gücü, heyecan ve beklenti dolu bir enerji sağlar.

3.      Sadece kazanca değil, önce sürece odaklanmasını sağlayın;

Bazı insanlar o kadar çok kazanmayı isterler ki, onu nasıl kazanacaklarını, kazanmak için ne yapmak gerektiğini unuturlar. İnsana kazanma sürecinde yardımcı olursanız, gelecekte kazanacağı başarılar için de olanak sağlamış olursunuz.

4.      Başkalarının kazanmasına yardımcı olursanız siz de kazanırsınız.

En azından hayat boyu dost kazanırsınız.


Bu dünyada en büyük ibadet: Çalışmak ve iyi işler yapmaktır.

Âdem âlem içinde, âlem âdem içinde; onu görmek için gönül gözünün açılması gerek.

Bu dünyada marifet, nefsi silmek değil. Nefsi bilmektir. Nefes nefsi artırır.

Yaratana götüren yol, ilim, irfan ve insan sevgisi üzerine kurulmuştur.

Murada ermek sabır ile dir. Sıtk ile ister, çaba sarf edersen muradına erersin. Uyuyan kişinin gördüğü de yaptığı da işe yaramaz.

İnsani kâmilde kin olmaz. Her kim ki içinde kin taşıyorsa. O şeytanın silahını kuşanmıştır. Sonu cehennemdir.

19 Temmuz 2013 Cuma

RÜYA 'DAN


En güzel sabahlara uyanmak dileğiyle....:)))))
 

Tanrılar kendi kendilerine sorarlar; insanın çok yakınında olmaması için nereye saklasak şu bilgeliği?

Dağlara mı? Merdiven yapacaktır oralara.

Okyanusa mı? Bulana kadar onu bitirecektir.

Uzay, ay ve yıldızlar? Bir gün keşfedileceklerdir.

Nihayet tanrılar bir karar veriyorlar…

Bilgeliği saklamak için en iyi yer insanın içidir…

Çünkü O bilgeliği asla kendi içinde aramayacaktır…

Beş yaşında idim.
Rahmetli babaannem pirinç ayıklıyordu.
Bir tane yere düştü.
Babaannem eğildi,
aramaya başladı.
Sağa bakıyor, sola bakıyor, bulmaya çalışıyordu .
-Çocukluk işte,
-Aman babaanne dedim.
- Bir pirinç tanesi için bu kadar çaba harcamaya,
yorulmaya değer mi?
Rahmetli ilk defa sertleşti bana karşı,
öfkeyle doğruldu.
-Sen oturduğun yerden ahkam kesiyorsun,dedi.
- Hiç pirinç üretilirken gördün mü?
İnsanlar ne kadar zorluk çekiyorlar.
Bir pirinç tanesinde kaç insanın göz nuru,
alınteri, emeği, çilesi var biliyor musun?'
Utancımdan kıpkırmızı olmuştum.

Aradan yıllar geçti.
Hukuk Fakültesinde öğrenciyim.
Alain'in proposlarını okuyorum.
Birden irkildim.
Babaannemi hatırladım.
Alain, bir insan yerde bir iğne görüp de eğilip almazsa,
bütün uygarlığa karşı ihanet etmiş olur diyordu.
İlave ediyordu.
Bir iğnenin üretiminde binlerce insanın
alın teri, göz nuru, el emeği vardır diyordu.

On dokuz yıl evveldi.
Stockholm'e gitmiştim.
Bir otele indim.
Geceydi.
Sabahleyin,
traş olmak için lavaboya gittiğimde,
aynanın yanında ilginç bir not gördüm.
'Lütfen traştan sonra jiletinizi çöpe atmayın,
yanda bir kutu var oraya bırakın,
bir tek jiletle dahi olsa,
İsveç çelik sanayisine yardımcı olun'diyordu.
Doğrusu hayretler içinde kaldım.
Çocukluğumdan beri
çelik eşya denince akla İsveç çeliği gelir.
Birçok eşya üzerinde
' İsveç çeliğinden yapılmıştır'diye yazardı.
İşte o ülke,
kullanılmış bir tek ufacık jiletin bile

çöpe gitmesini istemiyor,
ona sahip çıkıyor,
gelen turistlere rica yollu uyarıda bulunuyordu.
İsviçre'de zaman zaman,
belli periyotlarda
radyolar, televizyonlar bir haberi duyurur.
'Şu tarihte, su saatte, adamlarımız gelecek.
Siz lütfen hazırlığınızı yapın.
Okumadığınız, ilgilenmediğiniz,
kullanmadığınız ne kadar kitap, dergi, gazete varsa,
kağıt,ambalaj,kutu varsa,
velev ki, bir ilaç prospektüsü dahi olsa,
kapının önüne koyun.
İsviçre'nin kalkınmasına yardımcı olun.
Fazla ağaç ziyanına engel olun.'
Japonlar son derece sade,
basit, yalın mütevazı yasayan insanlardır
.
Evlerini mobilya ile eşya ile dolduranlar
Japonlara göre ruhen tekamül edememiş,
hayatın manasını anlayamamış,
zavallı kimselerdir..
Böyleleriyle;
evini mezat salonuna çevirmiş zavallı,
diye eğlenirler.
Bir insanin gösteriş için eşyanın esiri olması ne kadar acıdır.
Vaktiyle Japon ekonomisi darboğazdan geçiyor.
İç borçlar, dış borçlar gırtlağı aşıyor.
Zamanın başbakanı meclisi toplar.
Kürsüye çıkar.
Durumu olanca açıklığı ve tehlikeleri ile anlatır ve;
-Şu andan itibaren der,
-Tanrı şahidim olsun ki,
Japonların iç ve dış borçları son kuruşuna kadar ödenmeden,
pirinçten başka bir şey yemeyeceğim.
-Şu üstümdeki elbiseden başka elbise giymeyeceğim.
Dediklerini yapar,
en üstten en alta bir israftan kaçınma kampanyası açılır.
Japonya bütün borçlarını öder.
Bu durumun toplumun bütün kesimlerini,
tek istisna olmadan kapsadığını söylemeye gerek yok.
Geçenlerde Japon imparatorunun sarayını gördüm.
Yarabbi, ne kadar sade, ne kadar mütevazı,
ne kadar gösterişten uzak...

*Gerekmediği halde elektriği yakmakla,
suyu kapamadan boş yere akıtmakta,
gece çamurlu ayakkabılarımızı temizlemeden yatmakla,
yemek yediğimiz kapları yıkamadan bırakmakla
biz de zalimler sınıfına geçmiyor muyuz?


*Hayat çok ince,
akıl almaz incelikte ipliklerle örülmüştür.
Her şey o kadar birbirine bağlıdır ki,
İlk okul okuma kitabımızdaki bir sözü hiç unutmadım.

Bir mıh bir nalı kurtarır.
Bir nal bir atı, bir at bir komutanı,
Bir komutan bir orduyu,
Bir ordu bir ülkeyi kurtarır diyordu..

Maddi durumumuz ne olursa olsun,
ister zengin olalım ister fakir,
hepimiz çok dikkatli olmak zorundayız.


Burada parayı da,
maddiyatı da aşan büyük bir edep ve incelik vardır.

Sanırım bir mesaj varsa o da budur...


(lütfen herkese okutun

Benim işim sadece sizi uyarmak..olsun!!!

Ya iki noktalı olun ya iki noktasız...gerisi boş"

İki noktalı olmak ne demektir?

Ya.. OLun ya da.. YOK OL un ..
Ben şimdi iki noktadan.. tek nokta haline gelebilmeye çalışıyorum..

Siz de bana katılmak ister misiniz??:)))

-RÜYA-

 



18 Temmuz 2013 Perşembe

Bilgi Paylaşımı


Merhaba Dostlar!


BİLGİ, ALLAH'IN BİZ İNSANLARA VERDİĞİ VE PAYLAŞILMASINI İSTEDİĞİ BİR NİMETTİR. MİLLETİMİZİN VE İNSANLIĞIN ÖZ MALIDIR. HAKKIM MİLLETİME VE DİĞER ÜLKE İNSANLARINA HELAL OLSUN.


 

Ülkemizin her tarafında ve dünyada, Ruhsal, Duygusal, Düşünsel ve Fiziksel konularla uğraşan insanlar arasında bilgi paylaşımını sağlamak. Maneviyatın yükselmesi için, Kuran'daki Ayetlerle Yüce Rabbin, biz insanlara bildirdiği manevi değeri yüksek bilgileri insanlarla paylaşamak üzere bu yazıları derliyorum, yazıyorum, yayınlıyorum. eksiklerim varsa uyarılarınızı beklerim.


Türk Milleti Bilim Ve İlim Işığında Uygarlık Seviyesinin En Üstüne Ulaşacaktır.

 

 

Kuran'ı Kerim'deki Kişisel Gelişim Ayetleri


Kuran'ı Kerim'deki Kişisel Gelişim Ayetleri

 
Müslümanların hayatına klavuz olan kutsal kitabımız Kur'an'ı kerim'deki ayetler kişisel gelişim açısından da bize yol gösteriyor.
 
Kur'an'ı Kerim'de kişisel gelişim ayetlerinden bazıları:

İsra 37: Kibirli olma alçakgönüllü davran.

Müddesir 1-5: Kendini fazla abartma.

Tekvir 25-27: Her şeyin üstesinden gelemeyeceğini asla unutma.

Bakara 156: Çaresizlik tuzağına düşme. Her zaman bir umut ışığı olduğunu
aklından çıkarma.

Beled 5-6: Her şeye hakim olmak için uğraşıp hayatı yaşanmaz hale çevirme.

Hucurat 10: Büyüklük kompleksine kapılıp insanları ezerek arkadaşlarını
kendinden uzaklaştırma.

Muhammed 7: İyiliği karşılık beklemeden yap.

Rum 21: Tek başına mutlu olunamayacağını bil. Çevrenin mutluluğu için gayret
göster.

Vakıa 83-87: Ölümden korkmak yerine ölüm gerçeğiyle yüzleş.

Bakara 263: Yaptığın iyilikleri unut. Anlatarak onları kıymetsizleştirme.

Furkan 63: Sana yapılen kötülüğün karşılığını vermek yerine. Öfkenin
dinmesini bekle.

İnşirah 1-3: Seni huzursuz edecek işlerden uzak dur. İhtirasını törpüle.

Maun 4-5: Eleştirinin keskin bir bıçak olduğunu unutma. Söyleyeceklerini iyi
tart.

Mücadele 7: Hiçbir sırrın sonsuza kadar gizli kalamayacağını unutma.

Rahman 7-9: Çıkarcı olma. Adil davran.

Tekasür 1-2: Kibrine yenilip hep daha fazlasını isteyerek hayatını zehir
etme.

Tevbe 40: En zor zamanda bile kesinlikle ümitsizliğe kapılma.

Fatır 19-22: Senden iyi durumda olanlara bakıp üzüleceğine senden zor
durumda olanları görüp rahatla.

Fecr 27-28: En sevdiğin şeyleri başkalarıyla paylaşmanın keyfine var.

Hakka 33-35: Hayatının vazgeçilmezleri olsun. Onları küçük çıkarlar için
asla feda etme.

Haşr 10: Muhatabına güvenmek istiyorsan önce sen güvenilir ol.

Kalem 1-2: Yazdıklarının ve yaptıklarının peşini bırakmayacağını unutma.
Gücünü insanların yararına kullan.

Münafıkun 4: Bencil olma tebrik etmeyi bil.

Saff 2: Yalandan uzak dur.

Yusuf 32-33: Modern hayatın çarpıklaştırdığı kadın-erkek ilişkilerinin
hayatını esir almasına izin verme.

Ankebut 41: İyi bir dostun paha biçilmez olduğunu aklından çıkarma.

Al-I İmran 92: İyilik yapma arzunu şarta bağlama. Vermek almaktan daha
büyük bir ihtiyaçtır asla unutma.

En'am 50: Önyargılarla hayatı kendine zehir etme.

En'am 60: Bildiklerinle açıklayamadığın şeyler hayatının kabusu olmasın.

Felak 1-5: Korkuların tutsağı olarak yaşamaktan vazgeç.

Hacc 46: Kendini hep daha iyiye ulaşmak zorunda olduğuna koşullama.

İbrahim 42: Merhametli olmaktan asla vazgeçme.

İsra 23: Anne ve babana ‘off' bile deme.

Nisa 149: Kendini sürekli övmekten uzak dur.

Yunus 12: Vazgeçilmez olmadığını Kabul et.

Enfal 56: Sözünüzde durmamanın utanç verici olduğunu aklından çıkarma.

Furkan 43: Heveslerini kendine ilah edinme.

Necm 3: İnanma duygunu diri tut.

Nisa 58: Karar verirken vicdanının sesini duymazlıktan gelme

 

16 Temmuz 2013 Salı

Bu Nizami Kuran Kim


BU NİZAMI KURAN KİM?

Âlemi bir kenara bıraksak da sadece bir tohuma baksak göreceğiz ki, bir tohum bile hem çiçeği ile hem nevi ile hem de kâinat ile alâkadardır.

Çiçeği ile alâkadardır, zira o çiçeğin bütün eczaları onda saklıdır.

Neviyle alâkadardır. Şöyle ki: Değişik zamanlarda ekilen aynı tür çiçekler, dikilmelerindeki zaman farkına rağmen aynı gün çiçek açarlar. Neden mi? Çünkü ancak bu şekilde üremeleri mümkündür. Arıların ve böceklerin kanatlarına yapışan polen tozlarının aynı türün başka ferdine taşınmasıyla aşılanma olur. Eğer aynı gün çiçek açmamış olsaydı, nesli çoktan tükenirdi.

Mevcudat ile münasebetine gelince; her çiçek, her ağaç atmosferdeki oksijen ve karbondioksit dengesini ayarlayacak şekilde adeta bir hesap uzmanı gibi çalışır. Bütün ömrü boyunca oksijen üreterek o dengeyi sağlar, ölürken de ömür boyu karbondioksit emen o çiçek oksijen vererek ölür.

Eğer atmosferde karbondioksit gazı çoğalsa, bütün bitkiler solunumlarını hızlandırır.

Şimdi bu münasebetleri ve nizamı Allah kurmadı ise o halde soruyoruz.

1- Bir tohumun dahi her şeyle münasebeti vardır. Mahlûklar arasındaki bu irtibatları kim kurmuştur?

2- Bir tohumda çiçeğin bütün azalarını kim saklıyor? O tohumu çiçeğe kim bir sandıkça yapıyor? Kim tohumda çiçeğin programını yazıyor?

3- Farklı gün ekilen çiçekler aşılanmak için aynı gün çiçek açarlar. Acaba çiçekler nasıl haberleşiyor? Tohumdan çıkma gününü nasıl kararlaştırıyorlar? Sonra ekilen tohum nasıl büyümesini hızlandırarak kendini o güne yetiştiriyor?

4- Çiçekler ve ağaçlar atmosferdeki oksijen ve karbondioksit dengesini sağlamak için hummalı bir şekilde çalışırlar. Acaba şuursuz olan bu bitkiler bir kimya mühendisi gibi nasıl çalışıyorlar? Hangi aletler ile ölçüm yapıyorlar? Hayatın devamı onlar için niçin bu kadar önemli?

Evet tüm bu sorulara cevap olarak Allah’tan başka hangi sebeb gösterilebilir?