HAYIR VE ŞERRİN ALLAH'TAN GELDİĞİ KONUSU VE
EŞİTSİZLİĞİN SEBEBİ NEDİR?
Geleneksel İslam öğretisinde, yanlış
değerlendirilen ve yanlış anlaşılan bir husus da, hayır ve şerrin Allah’tan
olduğu, Allah’tan geldiği şeklinde ifade edilen ilkenin yorum biçimidir. Buna
göre iyilik de kötülük de bize Allah ‘tan gelmektedir. Allah bize isterse
iyilik verir isterse kötülük verir. Biz buna razı olmakla ve katlanmakla
mükellefiz. Söz ve tartışma hakkımız yoktur.
Karışıklık
yine Allah’ın yaratıkları ile ilişki konusundaki eksik anlayışlardan kaynaklanmaktadır.
Kâinatlar âleminde var olan canlı olsun cansız olsun, bütün yaratıklar ve
evrenler, ancak ve ancak Allah’ın iradesinin tecellileri olan İlahi İrade
Yasaları ile muhatap bulunmaktadırlar. Varlığımız, geçmişimiz ve geleceğimiz,
bu ilahi İrade Yasaları ile kaimdir ve yönlendirilmektedir. Binaenaleyh, hayrın
ve şerrin Allah’tan geldiğinden kasıt, kullanmakta olduğumuz serbest irademizin
doğrultusuna göre, harekete geçirdiğimiz İlahi İrade Yasalarının öngördüğü
sonuçlar, karşılıklar ve yaptırımlardır.
Yani insanın genlerine işlenmiş olan ilahi
yaşam programının, şifrelerinin çözülerek uygulanması halinde yaşanan ömür
içerisindeki imtihan dışındaki olaylar, insanın iradesi doğrultusunda yapılan
işlerin tedbirinin alınması, insanın akıl, mantık şuur ve vicdanı hasletleri
içinde değerlendirilmeli ve her türlü sonucun sorumluluğu insanın kendisine ait
olmak gereği vardır. Aksi takdirde kendi hatamızı Allah'a yüklemiş oluruz ki,
bu günah işlemektir. Konuyla ilgili ayetleri okuyalım
İSRA: 7) “İyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş
olursunuz, kötülük ederseniz o da kendi aleyhinizedir”
ŞURA: 30) “Başınıza gelen herhangi bir musibet
kendi ellerinizin yaptığı işler yüzündendir. Allah işlediklerinizin birçoğunu
da affeder.”
YUNUS: 44 “Allah insanlara hiç zulmetmez. Fakat insanlar
kendi kendilerine zulmediyorlar.”
Hz. Muhammed(sav) “hiç biriniz kendiniz
için arzu ettiğinizi kardeşiniz için de arzu etmedikçe iman etmiş olmaz”
demiştir.
Evrende
Her şey, her an ve sürekli bir değişme, uzun dönemde de bir gelişme-yükselme
yolundadır. Gerek Kuran’da ve gerekse İslam din bilginlerinin eserlerinde,
birçok konular bilgi düzeyi çok sınırlı bir topluluğa, onlara nazaran çok
karmaşık bir konunun basite indirgenerek, daha kolayca anlatılabilmesi için statik
halde izah edilmiş bir eğitim ve öğretim yöntemidir.
Ancak yaşlılık çağına erişenlerin
değerlendirebildiği ve anlayabildiği gibi bize çok uzun gibi görünen dünyadaki hayat,
aslında göz açıp kapayıncaya kadar geçivermektedir. Sadece geçmişini düşünen
bir insan bile bunu sezebilir.
Şu halde varlığımız ve sorumluluğumuz,
ancak sonsuzluk olarak ifade edebileceğimiz çok geniş bir zaman sürecini
kapsamaktadır.
İnsanlar
Arasında Gördüğümüz Eşitsizliğin Sebebi Nedir?
Bunun
anlamı: Eşitsizlik eşitliğin doğal sonucudur. Herkese hakkı; hak ettiği
verilmektedir. Testiyi getirenle testiyi kıran bir tutulmamaktadır. Herkesin
düşüncesi, niyeti, çabası, ihtiyacı aynı olmadığı gibi; elde ettikleri
“müktesep” hakları da aynı olmamaktadır.
Şimdi şu
ayetleri inceleyelim:
Tin: 4-6)-
“Biz insanı en güzel biçimde yarattık.
Sonra onu aşağıların aşağısına çevirdik. Yalnız inanıp iyi işler yapanlar
hariç. Onlar için ardı arakası kesilmez bir mükâfat vardır.”
NECM:39-41)-
“İnsana çalışmasın karşılığından başka
bir şey yoktur. Ve çalışması da yakında görülecektir. Sonra ona tastamam karşılığı
verilecektir.”
EN’AM,:132)-
“Her birinin yaptıkları işlere göre
dereceleri vardır. Rabbin onların yaptıklarından habersiz değildir.”
MÜ'MİN
UN,: 62)- “Biz hiç kimseye gücünün üstünde
bir şey teklif etmeyiz. Katımızda hakkı söyleyen bir kitap vardır. Onlara asla
haksızlık edilmez.”
NİSA: 40)- “Allah zerre kadar haksızlık etmez. Zerre miktarı bir
iyilik olsa, onu kat kat yapar ve kendi katından büyük bir mükâfat verir.”
Bu
ayetlerde kısaca her insanın başlangıçta en güzel biçimde, yani fırsat ve imkân
eşitliği içinde yaratıldığı,, insanların iyi işler işledikçe ve imanlarını
yitirmedikçe daha da yükseldiği, güzelleştiği; aksine hareket edenlerin ise,
gittikçe daha alçaldığı ve manevi anlamda kuşkusuz - çirkinleştiği yani
insanlar arasındaki farkların ilk yaratılışta olmayıp, onların özgür
iradelerine bağlı eylemleri sonucunda sonradan oluştuğu, yani bir anlamda
herkesin kendi mazisini kendi geleceğini yahut kaderini yaratmış olduğu,
insanın bizzat kendi çalışma ve çabasından başka güvenecek bir şeyi olmadığı,
kimseye ayrıcalıklı işlem uygulanmadığı, herkese ancak çalışmasının
karşılığının verildiği, insanlar arsında mevcut derece farklarının, onların
yaptığı işlerin farklılığından, yani liyakatlerinin farklılığından
kaynakladığı, herkesin liyakat ve ihtiyacına uygun görevler yüklendiği, kimseye
altından kalkamayacağı görev ve yüklerin tevcih edilmediği, herkesin, yüce
topluluk nezdinde bulunan şahsi dosyasında bütün geçmişinin ve hali hazır
durumunun kaydının bulunduğu, görev ve derece dağıtımının buna göre
yapıldığını, Allah’ın kimseye zerre kadar bile haksızlık etmediği, tersine en
küçük iyilik ve başarıyı ayrıca kendi katından ödüllendirmekte olduğu hususları
açıklanmaktadır.
Umarım
gerek karma konusu, gerekse hayrın ve şerrin Allah’tan geldiği ifadesinin
gerçek anlamı daha iyi anlaşılıştır.
Karma
ve reenkarnasyon ilahi adaletin en önemli iki aracını ifade eden çok önemli
temel ilkeleridir. Karma; sadece
insanın değil herhangi bir varlığın, her yeni hayatında geçmiş hayatının
sonuçlarıyla karşılaşması ve bundan kaçınamamasıdır.
Kötü
bir eylemde bulunmuşsak bunun sonuçlarına er veya geç katlanacağız, sebep
sonucu meydana getirmek zorundadır.
Karma
ve reenkarnasyon ilkelerinden habersiz olan insanlar, her türlü kötülük ve
günahı işledikleri halde maddi açıdan refah ve saadet içinde yaşayıp ölmüş olan
kimsenin durumuna bir türlü akıl erdiremezler. Hatta çoğu zaman ceza
sorumluluğun şahsiliğini, kimsenin başka birinin günahını ve suçunu, cezasının
yüklenmeyeceği evrensel ilkesini unutarak, bu kişinin yaptıklarının
çoluk-çocuğundan çıkacağını söylerler ki, bu büsbütün hatalı bir düşünce ve
kabul tarzıdır.
Bütün
hata insanın hayatının bu dünyada başladığını ve kıyamete kadar da ancak bir
bekleme döneminin söz konusu olduğunu sanmaktan kaynaklanmaktadır.
Oysa
bilinmelidir ki hayatta ve evrende, hiçbir varlık ve olgu statik halde
bulunmaz.
Evrende Her şey, her an ve sürekli bir değişme, uzun
dönemde de bir gelişme-yükselme yolundadır. Gerek Kuran’da ve gerekse İslam din
bilginlerinin eserlerinde, birçok konular statik halde izah edilmiş ise; bu
ancak ve ancak bilgi düzeyi çok sınırlı bir topluluğa, onlara nazaran çok
karmaşık bir konunun basite indirgenerek, daha kolayca anlatılabilmesi için
izlenmiş bir eğitim ve öğretim yöntemidir.
Ancak
yaşlılık çağına erişenlerin değerlendirebildiği ve anlayabildiği gibi bize çok
uzun gibi görünen dünyadaki hayat, aslında göz açıp kapayıncaya kadar
geçivermektedir. Sadece geçmişini düşünen bir insan bile bunu sezebilir.
Şu
halde varlığımız ve sorumluluğumuz, ancak sonsuzluk olarak ifade edebileceğimiz
çok geniş bir zaman sürecini kapsamaktadır.
İslami
Terimlerde İmansız, Amelsiz, İmtihansız Yani kolayca Tekâmül Yani Cenneti Hak
etmek Mümkün müdür?
Kesinlikle hayır aksi halde muhakkak
çok adaletsiz ve eşitliğe aykırı bir tablo karşısında kalırdık. Binaenaleyh,
örneğin doğarken yahut küçük yaşta iken veya erişkinliğe erişmeden öldü diye
sırf bu nedenle hiçbir varlık yahut insan, cenneti hak etmemiştir ve
etmeyecektir.
Yine sanıldığının aksine iman etmek sadece iman etmek ve bunda sadık olmak,
hiçbir şeyin sonu değildir. Sonu olmak şurada dursun iman etmek ve imanda sadık
olmak, ancak doğru yolun başlangıcıdır. Kuşkusuz doğru bir inanç en
sağlam çıkış noktasıdır.
“Falanca küçük yaşta öldü, filanca
esasen aklı başında olmadan yaşadı ve çilesini çekti onlar cennetliktir” gibi
düşünceler insanın yaradılış amacı ve onu bekleyen yol açısından bizi çıkmaza
sokar.
Yükselmek yani cennetlik olmak,
ancak imanla kötülükleri kesin olarak ter etmekle, iyi işler yapmakla, sabırlı
olmakla, gerçekleri araştırmak ve anlamakla, nihayet kendisi hakkında kesin
hüküm vermeye elverişli derecede çetin sınavları başarıyla geçmekle mümkündür.
Amiyane tabiri ile söyleyecek olursak “beleş” yoktur. Kimse “torpilli”
değildir. Yarış mutlaka eşit şartlarda sürmüş ve sürecektir.
Aşağıdaki ayetleri dikkatle
incelerse, bu doğrultuda özlü anlatımlarla dolu olduğunu görürsünüz:
ANKEBUT:2)-“İnsanlar yalnız inandık demekle, hiç
sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar
BAKARA:214)- “Yoksa siz sizden önce geçenlerin durumu
başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle yokluk ve
sıkıntı dokunmuştu, öyle sarsılmışlardı ki, nihayet peygamber ve onunla
birlikte inananlar, ‘Allah’ın yardımı ne zaman?’ diyecek olmuşlardı. İyi bilin
ki Allah’ın yardımı yakındır.”
MERYEM: 60) - “Ancak tövbe eden, inanan ve iyi iş
yapanlar, onlar cennete girecekler ve hiç haksızlığa uğratılmayacaklardır”
NİSA: 122) -“İnanıp iyi işler yapanları da
altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacağız. Orada ebedi kalacaklardır. Bu
Allah’ın gerçek vaadidir. Allah’tan daha doğru sözlü kim olabilir?”
ASR: 1-3) -“İkindi vaktine Andolsun ki insan hiç
şüphesiz hüsran içindedir. Ancak inanıp yararlı iş işleyenler, birbirlerine
gerçeği tavsiye edenler ve sabırlı olmayı tavsiye edenler bunun dışındadır”
İnsan Gerçekten de Öldükten Sonra
Dirilebilir mi? EVET
Bu
durum Allah’ın varlığına ve birliğine inanmakla yakından ilgilidir. Kur’an
Allah’a inanmayanlara insanın öldükten sonra artık bir daha dirilmeyeceğine
ölümle her şeyin bittiğine inananlara şöyle hitap etmektedir:
TUR: 35-36)-
“Yoksa
kendileri bir yaratıcı olmadan mı yaratıldılar? Yoksa kendi yaratıcıları
kendileri midir? Gökleri ve yeri onlar mı yarattılar? Hayır, onlar
tefekkür edip anlamazlar”
NAHL:
4)- “O insanı bir damla sudan yarattı. Ve o da
apaçık bir hasım kesildi.”
YUSUF:
105)- “Göklerde
ve yerde nice nice ayetler var ki, onların yanından yüz çevirerek geçerler”
Aşağıdaki ayetlerde ölen insanın bir
daha dirilmeyeceğini, söyleyenlere aşağıdaki ayetler cevap niteliğindedir.
YASİN
:77-79)- “İnsan bizim
kendisini nasıl bir nutfe den yarattığımızı görmedi mi ki, şimdi apaçık hasım
kesildi? Kendi yaratılışını unutarak bize bir mesel verdi: ‘ şu çürümüş
kemikleri kim diriltecek’ dedi. De ki: onları ilk defa yaratan
diriltecektir. O her yaratmayı bilir”
DERLEYEN Yusuf YAMAN