31 Mart 2013 Pazar

ANADOLU ERENLERİNDEN ŞERBETLER


ANADOLU ERENLERİNDEN ŞERBETLER

HAKTAN İNEN ŞERBETİ İÇMİŞ, KUDRET DENİZİNİ GEÇMİŞTİM.
 (Yunus Emre)

Söyle her söylediğinin içine insan sevgisini katarak söyle.

Bilmek, bulmak, olmak vardır.
        (Seyyah Yunus )

İçini temizle, kalbini yıka. Her gelişin bir dönüşü var.

Biz bizi terk ettiğimizde, sen bizi terk etme ilahi.!

Toprak olan beden, nefs ile yoğruluyor.

Bedenin iyilikleri, kalp sayesinde nefse karşı koyuyor.

Ruh, kalbin açtığı yolda yükseliyor. Bu yükseliş, bedendeki her türlü sırrın buna hastalıklar da dâhil kapısını aralıyor.

Hafa da sırrın sırrına erişiliyor. Nihayet Ahfa ile sır çözülüyor.

Tabiat, Toprak demek ti ve maddeyi temsil ediyordu. Bu maddeyi içten dışa

Nefis, Kalp, Ruh, Sır, Hafa, nihayet Ahfa adları ile mana halkaları kuşatıyordu.

Bedenin iyileştirilmesi akabinde, Ruhların da tedavi edilmesi gerekiyor.

İnsandaki her bir tavır için gönüllerde bir vadi oluşturmak gerekiyor.

Bu vadiler sırasıyla;

Aşk, Marifet, İstiğna, Tevhid, Hayrat, Fakr ve Fena olarak tespit edilmiştir.

(Derviş Yunus)


Her bedenin aşka ihtiyacı oluyor.

Her nefis, menfaate yönelerek şifa buluyor.

Her kalbe, bir istiğna makam gerekiyor.

Her Ruhta, tevhit tecellisi zaruri oluyor.

Her sır hayrete dönüşüyor.

Her fakirlik hali gizlilik gerektiriyor. Ve

Her fakirin sonu fenaya, yani yok oluşa varıyor.

Belki yokluk bularak, var olmaya çıkıyordur.

İnsanların yüzlerine bakarak ve nabızlarını tutarak,
Maddi ve manevi illetlerini anlayabilen hekimdir.

Gezip görmenin, nimeti kadar, konuşmanın ve söylemenin bereketini tatmak gerek.
Şu dünyada yaşayan nice insanlar, nice aykırı saplantılara bağlanmış.

Kimi ruhunu şeytana satmış.
Kimi maddeyi tanrı edinmiş.
Kimi ürkütücü hale gelmiş.
Kimi yağı bala katar gibi söz eder.

Aykırı saplantılar içinde olanlara,

Allah'ın adını hediye etmek

Gönüllerine yararlı şeyler bahşetmek.

Doğru yola gitmesi, erenlerin eteğini tutması, hayır dua etmesi halinde,

bire bir kazançlı olacağını anlatmak gibi.

Nerede susmak veya konuşmak gerektiğini.

Nerede yürümek veya durmak gerektiğini.

Nerede konaklamak veya göçmek gerektiğini

Çok iyi bilmek gerek.


İnsan nefis kervanına muhafız olacaksa,

Aşk rehberlerine yolculuk edecekse

Karşılaşılan her hadiseden ibret almak,

Karşılaşılan her kişiye Allah adını anmak

Dileyen İrşadın lezzetin tadar.

 
Güzelliklerin manasını paylaşmak, İnsana; Sağlık, Sefalık, Hizmet etme arzusu sunar.

İnsanın, hayırla uğraşırken, istediğini elde etmesi. Büyük bir saadettir.

İnsanın elindeki ile yetinmesi daha büyük bir saadettir. O halde;

Allah'ın verdiği nimete şükürde, kusurlu davranmamalı. Zenginlikte şımarmamalı.

 

Allah'ın verdiği nimete şükürle karşılık ver.

Şevkatı artır, yardımı çoğalt.

İhtiyaçtan fazla ne varsa ihtiyacı olanlara vermek gerek.

Nimet paylaştıkça çoğalır.

İnsan dağıttıkça Allah daha çok veriyor. Allah'ın takdirine akıl ermez.


Derdi veren Allah dermanını da vermiş.

Suçu, tövbe ile birlikte vermiş Allah.

Kiminin hastalığı bedeninde değil. Ruhundadır.

İnsanın yaradılışındaki, madde ile mana dengesinde;

Denge, madde lehine bozulunca insanın nefsi.

Mana lehine bozulunca da Ruhu öne çıkar. Biri diğerini bastırır.

İnsanın omuz'undaki en büyük yük cahilliktir.

Madde ile Mana arasında bir etkilenme vardır.

Mana ile var olmak için, maddeden geçmek gerekir.

Orada doğmak için, burada ölmeye muhtacız.

Burada ölmek, orada ebedi yaşamak içindir.

Ete kemiğe bürünüp yunus gibi görünür.

Hakikatten mecaza, gerçekten yalana dönüşür.


Gönlünü daraltma, çehreni tebessüme alıştır.
Sadaka verircesine gülümse,

 

YÜK VE YOL


 

YUK VE YOL

DOĞUMUM ANAMA HAMALLIKTI,

YAŞAMIM BANA,

ÖLÜMÜM BİLE HAMALLIK, CENAZE ALAYINA

 

Hamalsan iki sey onemli oluyor senin icin:
Yuk ve yol...
Ancak sırtına aldığın yükle bu mesafeyi asabilirsen,
ücret mevzu bahis oluyor. Aksi olursa, cereme çekiyorsun!
Bunu düşünüyordum. Yanımdaki hamalla yola cıktık.
İhtiyardı. Kendinden büyük bir yük almıştı. Benim sırtımda ise birkaç bavul vardı sadece, onunkinin çeyreği... Diyordum ki içimden "Çok gitmeden kıvrılırsa titreyen bacakları, yüklenirim sırtındaki yükün yarısını!.."
Nitekim çok geçmeden dedi ki: "Mola vakti. Gel biraz dinlenelim!. ..
"Ne molası, dedim ona hayretle. Ben daha terlemedim!. . "Sözüme aldırmadı. Durdu. Çoktu. Salarken yükünün ipini "Sen de dinlen hadi" dedi. Benim canim sıkılmıştı bu ise.Genç olduğumu, ondan kuvvetli olduğumu, bunun gibi bir bunakla yola çıkmamın ne büyük hata olduğunu düşünüyordum. O ihtiyar, bir bacağını azıcık uzatmış halde sessizce dinleniyorken, ben huzursuz bir şekilde ayakta dolanıyordum. Bir saat kadar sonra yine durdu, oturdu, dinlendi. Ben kızgınlıkla dolandım etrafında...
"Yükünü indirip sen de dinlen", demesine aldırmadım, ona daha çok kızdım...
Sonra yine durdu. Bana da "dinlenmemi" söyledi yine ama dinlenmedim. Yarım saat sonra "dinlenelim mi" diye sordu, aksi aksi basımı salladım...
Kaçıncı molasıydı hatırlamıyorum, birden bire dizlerimin bağı cozuldu.
Kafamın içinde uçuşan kara karasinekler sustu, çöküp kaldım. Kayış kolumdan cıktı, sırtımdaki bavullar kaydı. Ne kadar zaman geçtiğini fark etmedim.
Uyumuştum da uyandım mı, yoksa bayılmıştım da ayıldım mı anlamadım...
Baktım kendi kocaman yükünün üzerine benim bavullarımı da bağlamıştı. Küçük tasına birazcık su koyup dudağıma dayadı, içtim. Sonra koluma girerek; "Hadi kalk, dedi. Bana yaslan. Ağır ağır gider ve bir sure sonra gene dinleniriz." Dediğini yaptım. Omzundan güç adlim, ama asil anlattıkları iyi geldi bana.
"Ben yılların hamalıyım, dedi. Nice pehlivan yapılı adamlar gördüm. Çoğu, dinlenmek istemediklerinden yükleriyle birlikte kendilerini de toprağa serdi sonunda... Yolda gördüğümüz saçılmış kuru kemiklerin çoğu, anlattığım bu insanlara ait...
Halbuki bir yükü "taşımak" bizim isimiz, "altında ezilmek" değil!.. Unutma ki bir yük taşıdıkça ağırlaşır.
Dinlenerek sen yükünü hafifletiyorsun! Belki günün birinde hamallığın sekli değişir. Belki o günleri ben göremem.
Ama sen kavuşursan o zamanlara, aman ha, kafanın içinde de sakin yük tasıma...

Aksamları bırak ve hafifle... Sabah dinlenmiş olarak yeniden tekrar taşırsın yükünü. Bizim isimiz, bugünü yarına taşımak, bugünün altında yok olmak değil. Çünkü yarınlarda bizi bekleyenler var, taşıdıklarımızı bekleyenler var...

Gerçek su ki, hepimiz su hayatin hamallarıyız. . Yüklerimizi en doğru şekilde tasimak ve hayatin altında ezilmemek dileklerimle




EVET BU BIR ALINTI.. AMA NE MUHTESEM DIZILMIS KELIMELER,CUMLELER, DIZELER.. BIRKAC KEZ OKUDUM.. DAHA DA OKUMAK ISTEDIM.. EVET HAMALIM,KI NE HAMAL.. BUGUNDEN SONRA YUKUMU AKSAMLARI HAFIFLETMEK ISTIYORUM.. SIZE DE TAVSIYEM BU.. HELE BIR OKUYUN DA !!! SAYGILARIMLA. .

Yusuf YAMAN 

 

30 Mart 2013 Cumartesi

YARATILANI SEVERİZ YARATANDAN ÖTÜRÜ.


YARATILANI SEVERİZ YARATANDAN ÖTÜRÜ.

BEŞERİYETİ AŞIP, GERÇEK İNSAN OLMAK İÇİN GEREKENLER.

 

1.                  İnsan olan affedici olur.

2.                  İnsan olan bencillik yapmaz

3.                  İnsan olan iki yüzlülük yapmaz

4.                  İnsan olan insanlar arasında ayrımcılık yapmaz.

5.                  İnsan olan pozitif değerlerin ilahi değerler olduğunu bilir.

6.                  İnsan olan, çalmaz çırpmaz.

7.                  İnsan olan, çevreyi kirletmez.

8.                  İnsan olan, çocukları için helâlından bir gelecek hazırlar.

9.                  İnsan olan, doğaya saygılı olur. Ağaçları kesmez.

10.             İnsan olan, doğruluktan ayrılmaz.

11.             İnsan olan, doğruyu söylemekten çekinmez.

12.             İnsan olan, dürüstlükten ayrılmaz.

13.             İnsan olan, edepsizlik yapmaz.

14.             İnsan olan, evrensel değerlere sahip çıkar.

15.             İnsan olan, hak etmediğine el uzatmaz.

16.             İnsan olan, haram yemez.

17.             İnsan olan, hoşgörülü olur.

18.             İnsan olan, inanıp iyi işler yapar.

19.             İnsan olan, insanlarla iyi ilişkiler kurar.

20.             İnsan olan, intikamcılık yapmaz.

21.             İnsan olan, kendine güvenir.

22.             İnsan olan, kin tutmaz,

23.             İnsan olan, kul hakkına riayet eder.

24.             İnsan olan, kutsal değerleri, hayvani istekleri için tatmin amacı yapmaz.

25.             İnsan olan, nefsine yenilmez.

26.             İnsan olan, negatif olan her şeyden uzak durur.

27.             İnsan olan, sevgide kusur etmez.

28.             İnsan olan, sürekli pozitif enerji yayar.

29.             İnsan olan, şehvete kapılmaz.

30.             İnsan olan, tabiatı korur.

31.             İnsan olan, yalan söylemez.

32.             İnsan olan, yoksullara yardımda bulunur.

33.             İnsan olan, yüzsüzlük yapmaz.

34.             İnsan olan, yüzünde tebessümü eksiltmez.

 

Bu hasletlere sahip insan, BEŞER, İNSAN olmayı aşıp, GERÇEK İNSAN olmayı başarabilen insanların özellikleridir.

Ayrıca;

Evrensel insan ve Tanrısal insan, bunların çok ötesinde özelliklere sahiptir. Bunlar Metafizik âlemin (ilahi âlemin) elçileridirler.

 

 

YAŞAMLA MEŞGUL OLMAK


YAŞAMLA MEŞGUL OLMAK
AMAÇLI ÇALIŞMAK

1.                  Kendinize ne verebilirsiniz?

2.                  Çevrenize ne verebilirsiniz.?

3.                  Topluma ne verebilirsiniz?

4.                  Dünya insanlarına ne verebilirsiniz?

Bunun için geçmişinize bakın ve neler yapabileceğinizin listesini çıkarın.

&   Hangi yeni alanlara ilgi duyabilirsiniz.

&   Tecrübelerinizle edindiğiniz bilgileri toplumun istifadesine nasıl sunabilirsiniz?

&   İnsan yaşamını kolaylaştıracak, araç, gereç, için değişiklikleri, yenilikleri nasıl uygulayabileceğinizi düşünün.

&   İstediğinizi elde edememişliğinizin sebepleri nelerdir?

&   Elde etmek istediğiniz?

&   Yapmak istediğiniz?

&   Olmak istediğiniz nedir?

&   Kendiniz için yaşam boyunca ne yaptınız?

&   Yeniden yaratma gücünüz var mı?

&   Yaşam boyunca ne öğrendiniz?

&   Öğrendiklerinizle ne kazandınız?

&   Sizce mevcut olan fırsatlar nelerdir?

&   Sizce hangi yetenekleriniz mevcut?

&   Mali durumunuz kontrolünüz altında mı?

&   Her ay gelirinizin % 20, sini düzenli olarak tasarruf etmeyi hiç düşündünüz mü?

&   Güçlü yanlarınız nelerdir?

&   Karşınıza engel olarak çıkan şeyi, fırsat haline nasıl dönüştürürsünüz?

&   Sorunlarla baş etmek için ne yapmayı düşünüyorsunuz?

 
AKILLI KİŞİ, AKLININ EFENDİSİ OLUR. APTAL KİŞİ İSE ONUN UŞAĞI OLUR.

1.            Şans mazeretini ortadan kaldırın.

Ø  Hazırlık yapın.

Ø  Planlayın.

Ø  Üreten düşünce geliştirin.

Ø  Başarılı olmak için çalışın.

2.         Büyük düşünün. Karşılığını alabilirsiniz.

Ø   Siz düşündüğünüzden daha iyisiniz.

Ø   Büyük, parlak, neşeli, umut, zafer, zevk vaat eden kelimeler kullanın.

Ø   İnsanlara ve kendinize değer verin.

Ø   İşinizin önemli olduğunu düşünün.

Ø   Dikkatinizi büyük hedeflere odaklayın.

3.         Yaratıcı biçimde düşünün.

Ø  Yapabileceğinize inanıyorsanız, yaparsınız.

Ø  Yeni fikirlere açık olun denemeci olun.

Ø  Her gün kendinize sorun, daha iyi nasıl yapabilirim?

Ø  Kendinize sorun daha çok nasıl yapabilirim?

Ø  Daha kaliteli ve daha iyi nasıl yapabilirim?

Ø  Sorun ve dinleyin. Sormayı ve dinlemeyi öğrenin.

Ø  Zihninizi geliştirin. Farklı meslek insanlarıyla buluşun.

4.         Önemli insanların düşündüğü gibi düşünün.

Ø  Önemli görünüşlü, önemli düşünüşlü, zeki ve güvenilir olun.

Ø  İşinizin önemli olduğunu düşünün.

Ø  Birinci sınıf kişi olduğunuzu hatırlayın.

Ø  Önemli insanlar, önemli şeyler düşünür.

 

5.         Çevrenizin sizi başarılı yapmasını sağlayın.

Ø  Ben canlıyım.

Ø  Sen önemlisin.

Ø  Önce hizmet tutumlarını geliştirin.

 

6.         Aktif olma alışkanlığını geliştirin.

Ø  Canlı olun, yapıcı olun.

Ø  Koşulların iyileşmesini beklemeyin. Başlayın.

Ø  Bir fikriniz varsa eyleme geçin. Fikrinizi Hayata geçirin.

Ø  Korkuyu yenin. Kendinize güvenin. Ertelemeyin.

Ø  Zihinsel faaliyetinizi başlatın. Gelecek için düşünün.

Ø  Çalışmaya başlayın. Girişimci. olun. Gönüllü olun

 

7.         En zor durumlarda da büyük düşünün.

Ø  Küçük insanlarla kavga etmeyin. Kazanırsınız.

Ø  Saldırıya uğruyorsanız, ilerlediğinizin delilidir.
Size saldıranların, ps

HAYIR VE ŞERRİN ALLAH'TAN GELDİĞİ KONUSU


HAYIR VE ŞERRİN ALLAH'TAN GELDİĞİ KONUSU VE

EŞİTSİZLİĞİN SEBEBİ NEDİR?
Geleneksel İslam öğretisinde, yanlış değerlendirilen ve yanlış anlaşılan bir husus da, hayır ve şerrin Allah’tan olduğu, Allah’tan geldiği şeklinde ifade edilen ilkenin yorum biçimidir. Buna göre iyilik de kötülük de bize Allah ‘tan gelmektedir.  Allah bize isterse iyilik verir isterse kötülük verir. Biz buna razı olmakla ve katlanmakla mükellefiz. Söz ve tartışma hakkımız yoktur.
Karışıklık yine Allah’ın yaratıkları ile ilişki konusundaki eksik anlayışlardan kaynaklanmaktadır. Kâinatlar âleminde var olan canlı olsun cansız olsun, bütün yaratıklar ve evrenler, ancak ve ancak Allah’ın iradesinin tecellileri olan İlahi İrade Yasaları ile muhatap bulunmaktadırlar. Varlığımız, geçmişimiz ve geleceğimiz, bu ilahi İrade Yasaları ile kaimdir ve yönlendirilmektedir. Binaenaleyh, hayrın ve şerrin Allah’tan geldiğinden kasıt, kullanmakta olduğumuz serbest irademizin doğrultusuna göre, harekete geçirdiğimiz İlahi İrade Yasalarının öngördüğü sonuçlar, karşılıklar ve yaptırımlardır.

Yani insanın genlerine işlenmiş olan ilahi yaşam programının, şifrelerinin çözülerek uygulanması halinde yaşanan ömür içerisindeki imtihan dışındaki olaylar, insanın iradesi doğrultusunda yapılan işlerin tedbirinin alınması, insanın akıl, mantık şuur ve vicdanı hasletleri içinde değerlendirilmeli ve her türlü sonucun sorumluluğu insanın kendisine ait olmak gereği vardır. Aksi takdirde kendi hatamızı Allah'a yüklemiş oluruz ki, bu günah işlemektir. Konuyla ilgili ayetleri okuyalım

İSRA: 7) “İyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz, kötülük ederseniz o da kendi aleyhinizedir”
ŞURA: 30) “Başınıza gelen herhangi bir musibet kendi ellerinizin yaptığı işler yüzündendir. Allah işlediklerinizin birçoğunu da affeder.”
YUNUS: 44 “Allah insanlara hiç zulmetmez.  Fakat insanlar kendi kendilerine zulmediyorlar.”
Hz. Muhammed(sav) “hiç biriniz kendiniz için arzu ettiğinizi kardeşiniz için de arzu etmedikçe iman etmiş olmaz” demiştir.

Evrende Her şey, her an ve sürekli bir değişme, uzun dönemde de bir gelişme-yükselme yolundadır. Gerek Kuran’da ve gerekse İslam din bilginlerinin eserlerinde, birçok konular bilgi düzeyi çok sınırlı bir topluluğa, onlara nazaran çok karmaşık bir konunun basite indirgenerek, daha kolayca anlatılabilmesi için statik halde izah edilmiş bir eğitim ve öğretim yöntemidir.
Ancak yaşlılık çağına erişenlerin değerlendirebildiği ve anlayabildiği gibi bize çok uzun gibi görünen dünyadaki hayat, aslında göz açıp kapayıncaya kadar geçivermektedir. Sadece geçmişini düşünen bir insan bile bunu sezebilir.
Şu halde varlığımız ve sorumluluğumuz, ancak sonsuzluk olarak ifade edebileceğimiz çok geniş bir zaman sürecini kapsamaktadır.
 İnsanlar Arasında Gördüğümüz Eşitsizliğin Sebebi Nedir?
Bunun anlamı: Eşitsizlik eşitliğin doğal sonucudur. Herkese hakkı; hak ettiği verilmektedir. Testiyi getirenle testiyi kıran bir tutulmamaktadır. Herkesin düşüncesi, niyeti, çabası, ihtiyacı aynı olmadığı gibi; elde ettikleri “müktesep” hakları da aynı olmamaktadır.

Şimdi şu ayetleri inceleyelim:
Tin: 4-6)- “Biz insanı en güzel biçimde yarattık. Sonra onu aşağıların aşağısına çevirdik. Yalnız inanıp iyi işler yapanlar hariç. Onlar için ardı arakası kesilmez bir mükâfat vardır.”
NECM:39-41)- “İnsana çalışmasın karşılığından başka bir şey yoktur. Ve çalışması da yakında görülecektir. Sonra ona tastamam karşılığı verilecektir.”
EN’AM,:132)- “Her birinin yaptıkları işlere göre dereceleri vardır.  Rabbin onların yaptıklarından habersiz değildir.”
MÜ'MİN UN,: 62)- “Biz hiç kimseye gücünün üstünde bir şey teklif etmeyiz. Katımızda hakkı söyleyen bir kitap vardır. Onlara asla haksızlık edilmez.”
NİSA: 40)- “Allah zerre kadar haksızlık etmez. Zerre miktarı bir iyilik olsa, onu kat kat yapar ve kendi katından büyük bir mükâfat verir.”
Bu ayetlerde kısaca her insanın başlangıçta en güzel biçimde, yani fırsat ve imkân eşitliği içinde yaratıldığı,, insanların iyi işler işledikçe ve imanlarını yitirmedikçe daha da yükseldiği, güzelleştiği; aksine hareket edenlerin ise, gittikçe daha alçaldığı ve manevi anlamda kuşkusuz - çirkinleştiği yani insanlar arasındaki farkların ilk yaratılışta olmayıp, onların özgür iradelerine bağlı eylemleri sonucunda sonradan oluştuğu, yani bir anlamda herkesin kendi mazisini kendi geleceğini yahut kaderini yaratmış olduğu, insanın bizzat kendi çalışma ve çabasından başka güvenecek bir şeyi olmadığı, kimseye ayrıcalıklı işlem uygulanmadığı, herkese ancak çalışmasının karşılığının verildiği, insanlar arsında mevcut derece farklarının, onların yaptığı işlerin farklılığından, yani liyakatlerinin farklılığından kaynakladığı, herkesin liyakat ve ihtiyacına uygun görevler yüklendiği, kimseye altından kalkamayacağı görev ve yüklerin tevcih edilmediği, herkesin, yüce topluluk nezdinde bulunan şahsi dosyasında bütün geçmişinin ve hali hazır durumunun kaydının bulunduğu, görev ve derece dağıtımının buna göre yapıldığını, Allah’ın kimseye zerre kadar bile haksızlık etmediği, tersine en küçük iyilik ve başarıyı ayrıca kendi katından ödüllendirmekte olduğu hususları açıklanmaktadır.
Umarım gerek karma konusu, gerekse hayrın ve şerrin Allah’tan geldiği ifadesinin gerçek anlamı daha iyi anlaşılıştır.
Karma ve reenkarnasyon ilahi adaletin en önemli iki aracını ifade eden çok önemli temel ilkeleridir. Karma; sadece insanın değil herhangi bir varlığın, her yeni hayatında geçmiş hayatının sonuçlarıyla karşılaşması ve bundan kaçınamamasıdır.
Kötü bir eylemde bulunmuşsak bunun sonuçlarına er veya geç katlanacağız, sebep sonucu meydana getirmek zorundadır.
Karma ve reenkarnasyon ilkelerinden habersiz olan insanlar, her türlü kötülük ve günahı işledikleri halde maddi açıdan refah ve saadet içinde yaşayıp ölmüş olan kimsenin durumuna bir türlü akıl erdiremezler. Hatta çoğu zaman ceza sorumluluğun şahsiliğini, kimsenin başka birinin günahını ve suçunu, cezasının yüklenmeyeceği evrensel ilkesini unutarak, bu kişinin yaptıklarının çoluk-çocuğundan çıkacağını söylerler ki, bu büsbütün hatalı bir düşünce ve kabul tarzıdır.
Bütün hata insanın hayatının bu dünyada başladığını ve kıyamete kadar da ancak bir bekleme döneminin söz konusu olduğunu sanmaktan kaynaklanmaktadır.
Oysa bilinmelidir ki hayatta ve evrende, hiçbir varlık ve olgu statik halde bulunmaz.
Evrende Her şey, her an ve sürekli bir değişme, uzun dönemde de bir gelişme-yükselme yolundadır. Gerek Kuran’da ve gerekse İslam din bilginlerinin eserlerinde, birçok konular statik halde izah edilmiş ise; bu ancak ve ancak bilgi düzeyi çok sınırlı bir topluluğa, onlara nazaran çok karmaşık bir konunun basite indirgenerek, daha kolayca anlatılabilmesi için izlenmiş bir eğitim ve öğretim yöntemidir.
Ancak yaşlılık çağına erişenlerin değerlendirebildiği ve anlayabildiği gibi bize çok uzun gibi görünen dünyadaki hayat, aslında göz açıp kapayıncaya kadar geçivermektedir. Sadece geçmişini düşünen bir insan bile bunu sezebilir.
Şu halde varlığımız ve sorumluluğumuz, ancak sonsuzluk olarak ifade edebileceğimiz çok geniş bir zaman sürecini kapsamaktadır.
 
İslami Terimlerde İmansız, Amelsiz, İmtihansız Yani kolayca Tekâmül Yani Cenneti Hak etmek Mümkün müdür?
Kesinlikle hayır aksi halde muhakkak çok adaletsiz ve eşitliğe aykırı bir tablo karşısında kalırdık. Binaenaleyh, örneğin doğarken yahut küçük yaşta iken veya erişkinliğe erişmeden öldü diye sırf bu nedenle hiçbir varlık yahut insan, cenneti hak etmemiştir ve etmeyecektir.
Yine sanıldığının aksine iman etmek sadece iman etmek ve bunda sadık olmak, hiçbir şeyin sonu değildir. Sonu olmak şurada dursun iman etmek ve imanda sadık olmak, ancak doğru yolun başlangıcıdır.  Kuşkusuz doğru bir inanç en sağlam çıkış noktasıdır.
“Falanca küçük yaşta öldü, filanca esasen aklı başında olmadan yaşadı ve çilesini çekti onlar cennetliktir” gibi düşünceler insanın yaradılış amacı ve onu bekleyen yol açısından bizi çıkmaza sokar.
Yükselmek yani cennetlik olmak, ancak imanla kötülükleri kesin olarak ter etmekle, iyi işler yapmakla, sabırlı olmakla, gerçekleri araştırmak ve anlamakla, nihayet kendisi hakkında kesin hüküm vermeye elverişli derecede çetin sınavları başarıyla geçmekle mümkündür. Amiyane tabiri ile söyleyecek olursak “beleş” yoktur. Kimse “torpilli” değildir. Yarış mutlaka eşit şartlarda sürmüş ve sürecektir.
Aşağıdaki ayetleri dikkatle incelerse, bu doğrultuda özlü anlatımlarla dolu olduğunu görürsünüz:
ANKEBUT:2)-“İnsanlar yalnız inandık demekle, hiç sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar
BAKARA:214)- “Yoksa siz sizden önce geçenlerin durumu başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle yokluk ve sıkıntı dokunmuştu, öyle sarsılmışlardı ki, nihayet peygamber ve onunla birlikte inananlar, ‘Allah’ın yardımı ne zaman?’ diyecek olmuşlardı. İyi bilin ki Allah’ın yardımı yakındır.”
MERYEM: 60) - “Ancak tövbe eden, inanan ve iyi iş yapanlar, onlar cennete girecekler ve hiç haksızlığa uğratılmayacaklardır”
NİSA: 122) -“İnanıp iyi işler yapanları da altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacağız. Orada ebedi kalacaklardır. Bu Allah’ın gerçek vaadidir.  Allah’tan daha doğru sözlü kim olabilir?
ASR: 1-3) -“İkindi vaktine Andolsun ki insan hiç şüphesiz hüsran içindedir. Ancak inanıp yararlı iş işleyenler, birbirlerine gerçeği tavsiye edenler ve sabırlı olmayı tavsiye edenler bunun dışındadır

İnsan Gerçekten de Öldükten Sonra Dirilebilir mi?  EVET
Bu durum Allah’ın varlığına ve birliğine inanmakla yakından ilgilidir. Kur’an Allah’a inanmayanlara insanın öldükten sonra artık bir daha dirilmeyeceğine ölümle her şeyin bittiğine inananlara şöyle hitap etmektedir:

TUR: 35-36)-Yoksa kendileri bir yaratıcı olmadan mı yaratıldılar? Yoksa kendi yaratıcıları kendileri midir? Gökleri ve yeri onlar mı yarattılar?  Hayır, onlar tefekkür edip anlamazlar”
NAHL: 4)- O insanı bir damla sudan yarattı. Ve o da apaçık bir hasım kesildi.”
YUSUF: 105)- “Göklerde ve yerde nice nice ayetler var ki, onların yanından yüz çevirerek geçerler”
Aşağıdaki ayetlerde ölen insanın bir daha dirilmeyeceğini, söyleyenlere aşağıdaki ayetler cevap niteliğindedir.
YASİN :77-79)- “İnsan bizim kendisini nasıl bir nutfe den yarattığımızı görmedi mi ki, şimdi apaçık hasım kesildi? Kendi yaratılışını unutarak bize bir mesel verdi: ‘ şu çürümüş kemikleri kim diriltecek’ dedi.  De ki: onları ilk defa yaratan diriltecektir. O her yaratmayı bilir”
DERLEYEN Yusuf YAMAN

GÜLÜMSEYİN


GÜLÜMSEYİN

&   Tebessüm edin gülümseyin. Yaşam güzeldir.

&   Her zaman, her şey, istediğiniz gibi olmayacağını kabul edin.

&   Hayatın adil olmadığını, bilmeli ve kabullenmeliyiz.

&   Hayatın aşılması gereken engellerle dolu olduğunu, bu engellerin, hayatı oluşturduğunu bilmeliyiz.

&   Bunları bildikten ve kabullendikten sonra engeller üzerinden atlayıp

&   Kahkahayı basmalıyız.

&   Kahkahamız karşısında her şey yolunda gider.

&   Kendimize güvenimiz artar.

&   Ümitlerimiz yeşerir.

&   Problemlerimiz çözüm yoluna girer.

&   Yüzümüz güldükçe hayatımız şenlenir.

&   Gülümseme kendine güveni gösterir.

&   Neşeli ve gülmeyi seven insanlar, diğer insanlarda dostça duyguların meydana gelmesini sağlar.

&   İçten bir gülümseme, senden hoşlandım mesajını verir.

&   İçten bir gülümseme, beni beğeneceğini sanıyorum demektir.

&   İçten bir gülümseme, senin iyi bir insan olduğunu belirtir.

&   Gülümseme hoşluk hissini bize bildirir.

&   Tebessüm ettiğiniz kişi, size tebessümle karşılık verir

&   Bir kişiye gülümsemeniz, ona ayrıcalık tanıdığınızı ve ona özel davrandığınızın hissini verir.

&   Zihnimizle gülümsemeliyiz, kalpten gülümsemeliyiz, içten gülümsemeliyiz.

&   İçinizden, bir gülücüğün varlığını hissettiğinizi düşleyin.

&   Her insana güzel bir tebessüm bahşedilmiştir.

&   Dünyaya iyi duygularla baktığımızda ve insanlara karşı dostça duygular taşıdığımızda, gülümseriz.

&   Gülümseme kaşları ısıtır. Daha iyimser olduğumuzu fark ederiz.

&   İnsan ilişkilerinde bir tebessüm, bir milyon dolar değerindeki varlığınızdır.

&   Birisine bir iltifatta bulunup, tebessüm ederseniz, iltifatınız katlanarak geri döner.

&   Birisinden bir şey isteyip, gülümserseniz, o kişi onu yerine getirmek için kendini zorunlu hisseder.

&   Birisinden bir lütuf kabul edip gülümserseniz, o kişinin duyduğu değerbilirliği artırırsınız.

&   Bir kişi ile ilk karşılaştığınızda gülümserseniz o kişi sizi ömür boyu tanımakta olduğunu sanacaktır.

&   Sahte tebessümden kaçının. Sahte tebessüm taşıyan insanlar, sahtekârlık duygusuna kapılırlar ve bunlarla dostluk kurulmaz.

&   Dünyadaki bütün paraların sahibi olsanız bile, yüzünüzde bir tebessüm yoksa değmez. Sağlığınız yerinde değil demektir.