HAKKA GİDEN YOL VE HAKİKİ İNSAN
Bir
İnsan formu beşeriyetten kurtulmadıkça hakikati bilmedikçe hakiki insan
olmadıkça, yürüdüğü yolun doğruluğundan asla emin olamaz. Bu Âlemde yalnız
değiliz. Bunun idrakinde olarak, RABBİN gösterdiği Işıklı yolda gönül rahatlığı
ile yürümek Kâmil insanın Bilinçli olarak gideceği yoldur. Hakka giden yolda
yardım edene yardım edilir. Önyargılardan kurtulduğunuzda, Korkularınızı
yendiğinizde ve tanrıdan bir parça olduğunuzu fark ettiğinizde, Hakikate
varırsınız.
İnsana
bir yol çizilmiştir, bir hedef gösterilmiştir. Hedefe varmak insanın işidir.
O’na giden yolda önyargılarınız ve korkularınız cehenneminiz, imanınız,
cennetiniz olacaktır. Buradaki İman: Biat Bilinci ile hakikati kavramaktır.
Hedefe varmak hedefe ulaşmak “O’na giden yola vasıl olmak” bilinçlenmekle mümkündür.
En
büyük günah, insanları incitmektir. Bu incitme, Fiziksel olur, Zihinsel olur,
Ruhsal olur. Kötü ve yanlış olan her şey; insanlara maddi ve manevi
verebileceğinizi veya paylaşabileceğiniz yardımı esirgemek, haksızlık yapmak,
şefkatsiz davranmaktır. Bu davranışları
yok etmek için, elinizden geldiği kadar iyilik yapmalıyız. Bir insan olarak
varlığımızın bir amacı da budur. Yardımlarda
yarışın ayetlerine bakalım:
Maide:2-
"İyiliği emretmek ve kötülükten sakınmak hususunda birbirinizle
yardımlaşın, günah işlemek ve düşmanlık yapmakta yardımlaşmayın. Allah'tan
korkun, çünkü Allah'ın azabı çok şiddetlidir"
Maide:48- "Öyleyse durmayın, hayırlı işlerde
birbirinizle yarışın."
Bakara:148-
Hayır ve iyilik yapmak hususunda birbirinizle yarışınız"
Düşmanlık,
mantıksızlıktır.
Düşmanlık,
Zihin kirlenmişliğidir.
Düşmanlık,
Cehaleti Bilgiye tercih etmektir.
Ruhsal
Bilince sahip insan, Ruhsal kardeşine kötülük yapmaz, böyle bir şey düşünmez,
düşünemez. Din ve Irk Ayırımı yapmaz.
Hucuret:10-“Müminler ancak kardeştirler, öyleyse
kardeşlerin arasını düzeltin” ayeti bizi kardeşçe hareket etmeye davettir.
Şu
iyice bilinmelidir ki;
İnsanoğlu
çekirdek dünya ve üzerindekileri, yaratmadığı gibi, onları yok etme hakkına
sahip değildir. İnsan doğa yasaları ile uyumlu hareket ederse Tekâmül edebilir.
Tüm
bu cehaletlerden kurtulup, yarınların ADİL ve OLUMLU Dünyasını İnsani Bilinci
yüksek, Arınmış, İnsani Kâmil olanlar kuracaktır. Yarının Adil ve Olumlu
Dünyasını, Birleşim, Bütünlüğünde, Birleşim Bilincinde olarak; Akıl, Mantık,
Şuur üçgeni ile Akıl ve Gönül Birliğini gerçekleştirenler, dünyayı
olgunlaştıracaktır. Bu durum Kuran’ı Kerim’de şöyle verilmektedir.
Araf Suresi 181-“Yarattıklarımız
içinde doğrulukla hakka götüren ve Hak ile Adalet yapan bir ümmette vardır”
Bu ümmet
Kuran’da belirtilen Rabbin katındaki Tek Din olan İslâm dininin gereklerini
Evrensel düşünce ve davranışlar sergileyen, özüne varmış, Arınan ve Allah
rızasını kazanan ileri Bilinç sahibi insanların oluşturduğu insan topluluğu
olduğunu gerçeğidir. Bu insanlar; egolarını zapturapt altına almış. İnsanları doğrulukta birleştirmek için
çalışan, barış içine bir olmaya, Sevgi yaymaya, barış ortamı tesis etmeye
çağıran, Arınmışları Hakkın Divanına götürecek olan Kuran’daki İslâm ümmetidir.
Bu
ümmetin dünyada, Türk İslam Âleminde ki temsilcileri, Ahmet Yesevi, Mevlana
Hazretleri, Şemsi Tebrizi, Yunus Emre, Hacı Bektaşi Veli, Hallacı Mansur, Abdul
Kadir Geylani, Bediüzzaman Said Nursi ve
günümüzde Özüne varmış, egosunu yenmiş
hiçbir karşılık beklemeden insanlara, Kuran’ın bildirdiğini bildirmiş ve insanların
genlerine işlenmiş olan ilahi programları, bildirmeye devam eden bu insanlar,
Veli olmuşlardır.
Günümüzde
Müslüman Âleminde insanların çoğu kendisinin İslâm olduğunu söyler, ancak
çoğunluk Egosuna yenilmiş ve Kuran’daki İslâm dini ile alakası kesilmiş,
hurafelerle doldurulmuş, beşerin yazdığı, Hadis, Fıkıh ve İlmihal
kitaplarındaki bilgileri din olarak algılamaktadır.
Bu
nedenle; Yüce; Rahman, Rab, Rahim, Müslümanlara
ne yapmak istediklerini, neden yanlış davranışlar içinde olduklarını soruyor?
Müslümanlara suçlular gibi mi davranalım diye
soruyor. Kalem suresinde bunu açık biçimde görüyoruz.
Kalem
:35-
Müslümanlara suçlular gibimi davranalım?
Kalem
:36- Neniz
var sizin, ne biçim hüküm veriyorsunuz?
Kalem:37-Yoksa bir kitabınız var da onu mu
okuyup duruyorsunuz?
Kalem
:38-Ve
içinde her dilediğinizi
bulabiliyorsunuz?
Kalem
:39-Yoksa,
dilediğiniz hükmü verebileceğinize dair Diriliş gününe kadar sürecek bir güvence
mi aldınız bizden?
Kalem :40-Sor
onlara, “Bunu kim garanti etmektedir?”
Kuranı
yeterli görmeyen Müslüman Âlemi, Kuranın bildirdiklerini bırakıp, Hadis, Fıkıh İlmihal
ve Mezhep İmamlarının koyduğu prensipleri din olarak algılayıp
anlatmaktadırlar. Bunun karşılığında, birbiri ile savaşıyor, kan ve gözyaşı
dökülüyor.
Bu
beşerin kendi keyfine göre yazdığı prensipler ego içermekte olup karşısındakini
kardeş olarak görmemektedir. Her imam kendine göre değişik prensipler
koymuştur. Kuran, Yüce Rabbin insanlara gönderdiği yaratma ve yaşatma yasası
olan din, tek olduğuna göre, mezheplerdeki bu ayrılığın sebebi nedir? Bütün
inançlardaki Mezhepsel ayrılıklar savaş ve gözyaşından başka bir şey
getirmemiştir. Getiremez çünkü Rabbin yasalarına aykırıdır Ayrılıklar;
Hakka
giden yolda Bütünleşmek ve Bilinçlenmek için, Egoyu zapturapt altına alıp,
yardımlara koşmak gerek, İnsani Kâmil olup insanlara bilgi vermek gerek,
birleşmek ve barışa katkıda bulunmak gerek, birlik olmak gerek. Çünkü Hakka
giden yolda birlik olmak Rabbin İnsanlara öğüdüdür. Bize döndürüleceksiniz
diyor yüce Rabbim.
Dünyayı
ve Evreni Olgunlaştıracak olan, İnsani Kâmil olan insanlar; Tanrısal Güç ve
Bilgi Odağı olan, Rahman Boyutundan
Bilgi alan insanlardır. Direkt Bilinç aşamasını yapan Arınmış insanlardır. Bu
insanların, bu dünyada varoluşun amacı, Ruhsal uyanış ve Bilince erişmektir.
Çünkü Tanrısal Enerji ile aşılanma bu dünyada gerçekleşmektedir.
Yeryüzüne
gelmemizin amacı, Bilgilenmek, Tekâmül etmek, Genlerimize işlenmiş olan İlahi
yaşam programlarının şifrelerini çözmek ve Ruhu zenginleştirmektir. Gelişen
Ruh, yeryüzü yaşamımızda gizli kalmış Tanrısallığı açığa çıkarır. Uyanmamızı
sağlar. Tanrısal özellik kazanmamızı sağlar. Çünkü; ," İnsan Yaratan'ın
Ruhundan Ruh taşımaktadır"
Tanrısal
özellik kazanmış insan günah işlemez. Maddeye müptela olmaz. Maddeye hükmeden
yaşam yasalarına aykırı hareket edilirse, Bedensel Rahatsızlıklarla karşılaşır,
Sağlığınızı kaybedersiniz.
Ruhu,
Zihni ve Bedeni kontrol eden doğa yasalarıdır. Doğa yasaları ile uyumlu
yaşadığımızda sağlığımıza kavuşuruz. Doğa yasalarının bizim yaşamımızı
belirlediğinin farkına varırız. Dünya ortamının bizim için Özal olarak
hazırlandığının farkına varırız. Bilincimizi geliştirmemiz gerektiğinin farkına
varırız.
Tanrısal
Takipçimiz olan Vicdanımız. Biz insanları kötülük işlemekten alı koyar. O
halde; vicdanımıza danışmalıyız.
Bu
gün insanoğlu Ruhsal prensipleri unutup,
maddi şeylere aşırı önem verip, Egoistçe davranışlar içinde olması
nedeniyle, doğada ve insanlar arası ilişkilerde, insanın aleyhine gelişmelere sebep
olmaktadır. Şunu unutmamak lazımdır ki,
“Yaratılanı
hoş görürüz Yaratandan ötürü” boşa söylenmemiştir
İnançsızlık
içinde Egoistçe düşünce ve davranış içine giren insanlara, Yüce Rabbim Araf:
182 ile hitap etmektedir.
Araf:182-“Ayetlerimizi
yalanlayanları, hiç bilmeyecekleri yerden, yavaş yavaş helake yaklaştıracağız”
Siz
yaratılanı hoş görmezseniz, gerçekte onu yaratanı hoş görmemiş olursunuz. Onu
yaratan kendi nefesinden ona can vermiştir. Siz kimi ve neyi hoş görmüyorsunuz?
Doğa
yasaları Rabbin iradesinin hâkim olmasını sağlar. O nedenle, doğa yasalarına
karşı gelinemez. Doğa yasalarına karşı gelmek insanın ve insanlığın sonunu
hazırlar.
Allah’ın
kulları hakkındaki yaratma ve yaşatma yasası; Allah’ın Elçileri ile gönderdiklerinin
gerçekliğine inanıp, yaratana ortak koşmamaktır. Karşı gelmemektir. İslam dini
Evrensel bir dindir.
Bütün
Âlemlerin Rabbi olan Allah tarafından Evrenselliği belirtilmiştir.
O,
Evreni yaratandır. O’na giden yolda birlik olmak insanlığın gereğidir. O, Bize
döndürüleceksiniz diyor.
Bu
Dünyada insana biçilen görev: İnanıp, iyi, güzel, faydalı ve kalıcı işler
yapmaktır. Çünkü İnanıp, İyi, Güzel, Faydalı ve Kalıcı İşler yapanlara Rableri
katında Cennetler vaat edilmiştir. Gerçek insan vaat edilenin ötesine
geçebilecek özellikte ve donatılmıştır.
Evrensel
şuur kazanan her bilinç, dostların bir araya gelmesine yardımcı olur. Bu bir
araya gelişte EGO yoktur. Evrene yardımcı olmak vardır. İnsanların Arınmasına
yardımcı olmak vardır. İhtiyacı olana maddi ve manevi yardımda bulunmak vardır.
Maneviyatın yükselmesine katkıda bulunmak için Rabbin gönderdiği, Kuran’daki
Din konusunda ve ilahi yaşam konularında insanları aydınlatan bilgiler vermek
vardır.
Rabbine
inanan insanlar, hiçbir şeyden korkmadan Rabbe giden ışıklı yolda ilerlerler,
Ruhi Evrim ile Boyuttan boyuta geçerler.
Mesuliyetini
müdrik olanlar, doğrulukta karar kılanlar, Evrensel düşünce sahiplerine Göksel
Güçler yardımcı olur. Şüphesiz bu yardım Yüce Rabbin Emri ile ve özüne varmış
rehberler önderliğinde olmaktadır.
Ruhi
Tekâmül ile Evrensel Tekâmülünü dengeleyenler, Maddi ve Manevi yardımlar
görürler. Bu yardımlar kişinin inancı ve görev bilinci nispetinde olur.
Evrensel
gelişimini sağlayan, özel Frekanslara sahip insanlar, büyük bir sorumluluk
taşır. Kişi bilgi sahibi olup, bilgisinden insanların yararlanmasını
sağlamıyorsa, Bilgisini insanlarla paylaşmıyorsa, Bilgiyi üretime çevirecek
çalışmalar yapmıyor ise, o kişi
mesuliyetini müdrik değil demektir. Henüz uykusundan uyanmamıştır. İnsanoğlu
bilinçaltı uykusundan uyanınca, bir arayış ortamına girer. Bu ortamda hakiki
ışığını görebilenler, genelde özünde gözü olanlardır. Her şeyi görürler, Rabbin
yardımı ile Hidayete ererler.
Arşın
Arza tebligatını, (göksel tebligatları) gelen bilgi porlarını, her kes kendi
Bilgi kapasitesine göre almaktadır. Ancak İnsani Kâmil olanlar işin özüne
vakıftır. İnsanların kendilerine çizdiği yolda, hedefine varması için göksel
güçler yardımcı olurlar. Bu yardım Rabbin Emri ile gerçekleşir. Gayret eden,
mesuliyetine müdrik, görev bilinci ile çalışan,
Bilgilenen
insanlara yardım edilir. Evrensel birleşime, Evrensel düşünceye, sahip olup,
sürekli bir çalışma içinde olanlar, Rabbin yardımı ile isteklerine nail
olurlar.
Hakiki
insan: Hüsranlar arasında da, isyanlar sırasında da, Sevgi Özünü asla
yitirmeyen insandır. Mutluluğu içinde Parlaklığı Ruhunda duyan, geldiği noktada
Evrensel bir Öz olduğunu ve Tanrısal enerji ile aşılandığını bilen insandır.