ANADOLU ERENLERİ VE GÜNÜMÜZ İNSANI
Anadolu; Erenlerin Dergâhlarda yaptıkları ibadet ve öğretimlerin
yanında, tarlada, bağda, bostanda, bahçede çalışıp üretiyor. Ürettiklerini
Anadolucun açlık çeken köylerine gönderiyorlardı.
AHİ EVRAN GİBİ
HACIBEKTAŞ VELİ GİBİ (Aslanlı Hünkâr)
MEVLANA CELALETTİN İ RUM İ GİBİ
ve
Daha birçokları
Erenler insanları hem manevi
yönden eğitiyor, hem de üretime yönlendirerek, her çeşit tahıl sebze ve meyveyi
üretiyor ve yardımlaşmayı yaygınlaştırıyorlardı. Cumhuriyetin ilk yıllarında
kurulan Köy Enstitüleri bunun kurumlaştırılmış hali idi. Ancak egoizm öne
çıkarılarak, buna müsaade edilmedi.
Dergâhta eğitim alanların
kalplerine ferahlık yayılır. Karşılıklı saygı, sevgi ve içten tebessüm eksik
olmazdı.
Dergâhta edilen güzel sözler ve Okunan,
Kuran ayetleri, insanın içine işliyor. İnsanların kalbi ferahlıkla dolardı.
O Erenler ırak yolları yakın
etmek için, uzaklardan Anadolu ya geldiler. Gönülleri hoş eylediler. İnsanların
birlik ve beraberliğini sağladılar.
Nimetler karın doyurur. Temini
kolaydır.
Nefes gönül doyurur. Çok sabır
ister.
Nefessiz gidilen yolun sonu
bulunmaz karanlıktır.
Nefes ile yol alırsan Ruhun
güzelliği yüzüne yansır.
İnsan için ibadet çalıştığıdır.
Konu ile ilgili Kuranda Necm süresindeki ayetleri okuyalım.
NECM: 39-İnsana çalışmasından
başka bir şey yoktur.
NECM:40-Ve çalışması da yakında
görülecektir
NECM 41-Sonra ona tastamam
karşılığı verilecektir.
En büyük ibadet çalışmak ve iyi
işler yapmaktır.
Âdem âlem için, Âlem âdem
içinde, onu görmek için gönül gözünün açık olması gerek.
Bu dünyada marifet, nefsi silmek
değil nefsi bilmektir. Nefes nefsi artırır.
Yaratana götüren yol İlim, İrfan ve İnsan Sevgisi üzerine kurulmuştur.
Murada ermek sabır iledir. Sıtk
ile ister candan çaba sarf edersen, muradına erersin.
Din ehlinde kin olmaz. Her kim
ki içinde kin taşıyorsa, o şeytanın silahını kuşanmıştır. Sonu cehennemdir,
ateştir. İçinde kin ve nefret taşıyan din ehli olamaz.
Allah'a dost olanların dostu
Allah'tır. Bu olup bitenlere Rabbim dur demiyorsa, Allah dostlarının
azlığındandır. İnsanların maddiyatı tanrı edinmelerindendir.
Olup bitenleri yapanlar,
maddiyata önem veren, egoyu ön planda tutan insanlardır. Maddiyata önem
verenler çarpışarak birbirini öldürüyorlar.
Manaya önem verenler, maneviyata
itibar edenler. Kuran'a uyup yardımlarda yarışan insanlardır. Bunlar Allah
dostlarıdır.
Sağlıklı düşünmek, doğru ve
dürüst hareket etmek, insanlara yardımcı olmak, doğayı sevip korumak, inanıp
iyi, güzel, faydalı ve kalıcı işler yapmak. Yaradılışta Allah'ın insanlara
verdiği bir görevdir. Allah'ın insan genlerine işlediği, bu dünyadaki yaşam
sürecidir.
Kul bilgisi ve algısı
nispetinde, Gen şifrelerini çözer. Allah'ın rahmetinin gelmediği hiç bir an
yoktur. Kul gelen rahmeti göremiyorsa bu kulun bilgi ve algısının azlığındandır.
Allah'ın dostluğu rahmetiyle, kulun dostluğu itaatiyle görünür.
Allah ile dostluğu kurmak için,
O'na giden yola yönelmek ve o yola vasıl olmakla olur. O kendine varan yolun
prensiplerini vahiy ettiği kitaplarda bildirmiştir.
Bu bilgileri; yaratma ve yaşatma
yasası olarak bildirmiştir. Din olarak İslami bildirmiştir. Yaratma ve yaşatma
yasasında her şey aslına dönecek şekilde var edilmiştir. Kulun görevi gelen rahmeti
algılayacak, bilgileri öğrenmek ve genlerine işlenmiş olan yaşam şifrelerini
çözüp O'na giden yola vasıl olmaktır.
İnsanlar başıboş bırakılmış
değildir. Kul yaradılıştan itibaren, ana rahmine düştüğü andan itibaren eğitime
alınır. Bu eğitim üç muhafaza içinde, üç evrede kemale erdirilir.
İnsanın insani Kamil olması;
insanın kendi arzusu ile edindiği bilgi ve beceriler sonucu gönül gözü ile her
şeyi idrak etmesi ile olur.
İnsani Kamil olan kul, Allah'ın
dostluğunu kazanır. O'nun dostluğunu kazanmak, O'nun Rızası ile olur. O'nun
kuldan razı olması, kul'un da O'ndan razı olması ile dostluk başlar.
Kulun azmaması ve yoldan
sapmaması halinde, bu dostluk devam eder.
O'nun dostluğunda deli gönül
coşar. Sular gibi çağlar. Yeller gibi eser. O'nun dostluğunda başka dosta
ihtiyaç yoktur.
O'nun dostluğunda, bütün
yıldızlardan, bütün varlıklardan ışık dolar insan gönlüne, her şey dost olur
insanla.
O'nun her şeyi yaratmada bir
sebep vardır. Hiçbir şey sebepsiz yaratılmamıştır.
O, bütün güzelliklerin kaynağıdır.
Ve insanoğlu da o güzellikleri içinde barındırır.
İnsanın yaşamı boyunca, her sene
bir veya iki kez insanın sabrı denenir. Yüreği yakılır. Arzusu aşırıya
yöneldiğinde önüne engeller dikilir.
Dünyada yersiz yurtsuz,
mekânsız, kalmak bir imtihandır ki. İnsan varlıkla sevinmemeli yoklukta da
üzülmemeli. Bu dünyada her şeyin insan için emanet olduğunu bilinmelidir.
Sorumluğunu üstlenmek; her insan,
dünyada kendisine emanet edilmiş bütün nimetlerden bütün varlıklardan
sorumludur. İnsanoğlu bu sorumluluğunu yüklenirse Allah dostluğunu kazanmak
daha kolaylaşır. Çünkü O, insana emanet ettiği her şeyin yerinde
değerlendirilmesini tavsiye etmiştir.
Bu sorumluluğu yüklenen kişinin
başına kötü şeyler gelmez. Allah'ın izni ile göksel güçler kendisine yardımda
bulunur. Bu sebeple, kişi hiçbir zaman umudunu yitirmemeli. Allah ile dostluğu
zedeleyici hiç bir şey yapmamalı.
Yaşamda insanın başına gelen her
musibet kendi eliyle yaptığının sonucudur ve O'nun imtihanıdır. Önemli olan o
musibetten ders çıkarmak ve kötü düşünce ve hareketleri tekrar etmemektir.
İnsanın bir diğer sorumluluğu:
insanoğlu dünya yaşamında, kendisini doyuracak diğer insanlara da faydalı
olacak bir meslek edinmesidir.
Kişi mesleğini iyi öğrenir,
işini iyi ve çabuk yaparsa, üretken olur. Hikmet sahibi olur. Bilginin üretime
dönüştürülmesi hikmettir. İnsanın yaşamının güzelleşmesi; inanıp iyi güzel,
faydalı ve kalıcı işler yapmakla olur.
Anadolu'da AHİ EVRAN'IN
oluşturduğu yol insana bunu öğretiyor ve öğütlüyordu. Şunu da unutmamak
lazımdır ki, faydalı ve kalıcı işler yapan insanı takdir edeni çok olduğu gibi,
hasetlik yapıp kıskananı da çoktur. Bu dünyada sabırla güzel şeyler yapan ve
kalıcı eserler meydana getirenin yardımcısı Allah'tır.
İnsanoğlu yaşamındaki bu
sorumluluğunda; adil davranmak, düşünerek hareket etmek, insanın irşat olması
yolunda yardımcı olmak, merhametli olmak gerekir.
Din adamları yaratan ve yaşatanın
adil olduğunu, insanlarında adil olmaları gerektiğini öğütlerler. Lakin kendileri
adil davranmazlar. Adaletsizlik yaparlar, ikiyüzlülük, adaletsizlik, asaleti
yok eder yoldan sapmalara neden olur.
Tanrının adaletini sağlama adına,
adaletsizlik yapanlar. Bunu kutsal savaş olarak söylerler. Günahkâr olduklarının
farkında değiller. Yâda menfaatleri icabı bunu yaparlar.
Kötülükler yapmak, kötü işler
yapmayı öğütlemek. Allah'ın insanlara verdiği bir şey değildir. Bu insanların
kendilerinin şeytana uymalarıdır.
İnsanlar nefislerinin
heveslerine uyduklarında yoldan çıkmış olurlar. Ancak şunu unutmamak lazımdır
ki, Allah'ın kararına kimse karşı koyamaz. Engel olamaz. Her şey Allah'ın planladığı
şekilde sonuçlanır.
Allah'ın insanlar için
gönderdiği ibret verici olaylar ve uyarılar fayda vermiyor. Uyarılara aldırış
etmeyen insanoğlu, diğer helak edilen kavimler gibi helak olma yoluna
girmiştir. Olaylardan, olanlardan ibret almayan insanlık, cezasını görecektir.
Allah'ın uyarılarına kulak
vermeyenlerin Allah'ın azabına uğramaları muhakkaktır.
KAMER 51- Andolsun biz sizin
benzerlerini hep helak ettik. Öğüt alan yok mudur?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder